‘Yaptığımı seviyor musunuz?’: YouTube’un gizli algı değişimi ve müzik deneyimindeki devrim
‘Yaptığımı seviyor musunuz?’: YouTube’un gizli algı değişimi ve müzik deneyimindeki devrim
‘Yaptığımı seviyor musunuz?’: YouTube’un gizli algı değişimi ve müzik deneyimindeki devrim
Bir kullanıcı, kendi oluşturduğu bir videoya ‘Yaptığımı seviyor musunuz?’ diye soruyor. Bu cümle, sıradan bir sosyal etkileşim gibi görünüyor. Ama derinlemesine incelendiğinde, bu basit soru, YouTube’un 2020’lerde yaşadığı en önemli kültürel ve teknolojik dönüşümün sembolü haline geliyor. Bu, yalnızca bir içerik üreticisinin onay arayışı değil; platformun içeriğin değerini nasıl tanımladığını, izleyicinin nasıl bir ‘sahip’ haline geldiğini ve müziğin artık yalnızca dinlenen bir şey değil, katılımcı bir deneyim haline geldiğini gösteren bir anahtar.
YouTube Music: Sadece Bir Uygulama Değil, Bir Algı
Google’ın resmi yardım sayfalarında yer alan YouTube Music tanımı, ‘müzik videolarını izlemek ve sanatçılarla bağlantı kurmak’ olarak özetleniyor. Bu tanımlama, 2015’teki bir başlangıçtan çok, 2024’teki bir gerçekliği yeterince yansıtmıyor. YouTube Music artık yalnızca bir müzik uygulaması değil; kullanıcıların kendi müzik kimliklerini inşa etmek için kullandığı bir sosyal mekân. Algoritmalar, yalnızca dinlediklerini değil, ‘yaptığımı seviyor musunuz?’ gibi etkileşimleri de ölçüyor. Bir videoya verilen yorum, beğenme, paylaşma, hatta izlenme süresi — tümü, bir sanatçının ‘değerini’ belirleyen faktörler haline geldi.
İşte burada kaynaklardaki çelişki ortaya çıkıyor. YouTube’un genel yardım sayfası, teknik sorunları çözmeye odaklanıyor: ‘Video çalmıyor, ses yok, kareler atlıyor.’ Ama YouTube Music sayfası, kullanıcıya ‘neden’ izlediğini sormuyor; sadece ‘ne’ izlediğini kaydediyor. Bu fark, platformun içeriğin anlamını nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Teknik destek, ‘nasıl’ sorusunu yanıtlıyor. Ancak kullanıcı davranışları, ‘neden’ sorusunu cevaplıyor — ve bu cevaplar, algoritmaların kararlarını şekillendiriyor.
‘Yaptığımı seviyor musunuz?’: Bir Dilek, Bir Sınav, Bir İstek
Bu soru, özellikle genç içerik üreticileri arasında bir klişe haline geldi. Ama bu klişe, aslında bir psikolojik ihtiyaçtır. İçerik üreticileri artık yalnızca sanatçı değil, aynı zamanda bir ‘duygusal hizmet sağlayıcı’. İzleyiciler, sadece eğlence değil, ‘kendileriyle bağ kurulduğunu’ hissetmek istiyor. Bu yüzden bir video sonunda ‘seviyor musunuz?’ diye soruluyor — çünkü bu, izleyicinin ‘beni tanıyorsun’ demesi için bir kapı. YouTube, bu duygusal ekonomiyi fark etti ve algoritmalarını buna göre ayarladı. Bir videoya ‘seviyor musunuz?’ yazan yorum, diğer izleyicilerde ‘ben de öyle düşünüyorum’ tepkisini tetikliyor. Bu da algoritmanın ‘popülerlik’ olarak tanımladığı şeyi güçlendiriyor.
Bu durum, müzik endüstrisini de sarsıyor. Bir sanatçı, bir albüm çıkartmaktan ziyade, ‘Yaptığımı seviyor musunuz?’ diyebileceğiniz bir video serisi üretiyor. Müzik artık sadece ses değil; bir etkileşim, bir diyalog, bir onay döngüsü. YouTube Music, bu döngüyü desteklemek için ‘Discover Weekly’ ve ‘Daily Mix’ gibi özelliklerle kullanıcıyı ‘kendine özgü’ bir müzik dünyasına kaptırıyor. Ama bu dünya, aslında kullanıcıların geçmiş etkileşimlerinin bir aynası. Yani, ‘yaptığımı seviyor musunuz?’ sorusuna verilen ‘evet’ cevabı, bir sonraki önerinin nasıl şekilleneceğini belirliyor.
Algoritmanın Yeni Dili: Duygusal Veri
Google’ın teknik dokümanlarında yer alan ‘YouTube Music’ tanımı, kullanıcı davranışlarını ‘dinleme’ olarak sınıflandırıyor. Ama gerçek hayatta, bu davranışlar çok daha karmaşık. Bir kullanıcı, bir şarkıyı 3 kez dinliyor, sonra yorum yapıyor: ‘Yaptığını sevdim, ben de böyle bir şey yapmaya çalışıyorum.’ Bu yorum, yalnızca bir geri bildirim değil; bir ‘yaratıcı bağ’ kurma çabası. YouTube, bu tür verileri ‘duygusal etkileşim’ olarak işliyor ve bunları içerik önerilerinde öncelikli hale getiriyor.
Bu, içeriğin ‘kalitesi’ yerine ‘ilişkisel değerini’ ön plana çıkaran bir dönüşümdür. Bir video, teknik olarak düşük kalitede olsa bile, izleyicilerle derin bir bağ kuruyorsa, algoritma onu yükseltiyor. Bu, 2010’lardaki ‘en çok izlenen’ kriterinden, 2024’teki ‘en çok bağ kurulan’ kriterine geçişi temsil ediyor.
Ne Anlama Geliyor? Bir Yeni Kültürel Anlaşmazlık
Bu dönüşüm, hem içerik üreticileri hem de izleyiciler için yeni bir sorumluluk yaratıyor. İçerik üreticileri, artık ‘kendini sunma’ zorunda değil, ‘kendini hissettirme’ zorunda. İzleyiciler ise, yalnızca tüketici değil, birer ‘değer belirleyici’ haline geliyor. Bu, sanatın demokratikleşmesi olarak görülebilir — ama aynı zamanda, algoritmik baskı altında yaratıcılığın standartlaşması riskini de taşıyor.
YouTube’un teknik yardım sayfaları, kullanıcıyı ‘sorunu çöz’ diye yönlendiriyor. Ama gerçek sorun, teknik değil, psikolojik. İnsanlar artık ‘yaptığımı seviyor musunuz?’ diye sormak zorunda değil, çünkü platform zaten bunu her an ölçüyor. Ve bu ölçüm, her bir tıklamada, her yorumda, her izlenmede — devam ediyor.
Bu yüzden, ‘Yaptığımı seviyor musunuz?’ sorusu artık bir soru değil. Bir itiraf. Bir dua. Bir alarm. Bir platformun, insanları nasıl algıladığını ve nasıl manipüle ettiğini gösteren en saf örneği.

