Could’u Kullanmak mı, İhlal mi? Dil Bilgisiyle Sınırda Yürümek
Could’u Kullanmak mı, İhlal mi? Dil Bilgisiyle Sınırda Yürümek
‘Could’ Fiili mi, Telif Hakkı İhlali mi? Bir Kelimenin Yarattığı Dijital Çatışma
Bir gün, bir kullanıcı bir yazılım arayüzünde ‘Hi, could I get the IP Infringement party platter please?’ yazdı. Görünüşte basit bir İngilizce talep. Ama bu cümle, bir teknoloji şirketinin telif hakkı ihlali iddiasıyla hukuki bir dava yoluna girdi. Kimse beklememişti: bir modal fiil, bir telif hakkı davası haline gelmişti.
Merriam-Webster’a göre, ‘could’ geçmiş zamanın ‘can’ hâlidir ve birinin geçmişte yapabildiği bir şeyi ifade eder: ‘When I was younger I could stay up all night’ gibi. Cambridge Dictionary ise ‘could’ın bir modal fiil olarak, bir eylemin mümkün olduğunu veya izin verildiğini belirttiğini vurgular. Oxford Learners’ Dictionary ise kullanım kurallarını netleştirir: ‘could’ başka modal fiillerle birlikte kullanılamaz, cümlede doğrudan özneyle gelir ve bir ana fiilin önünde yer alır. Bu üç tanımın hepsi, ‘could’ın dilbilimsel bir yapı olduğunu, bir hukuki ihlal olmadığını kanıtlıyor.
Neden Bu Kötü Şaka Dava Haline Geldi?
Şaka, bir teknoloji şirketinin iç sistemlerinde ‘IP Infringement party platter’ adlı bir simülasyon testi olarak yer alıyordu. Bu ifade, yazılımın telif hakkı ihlali algılama algoritmasının nasıl tepki verdiğini ölçmek için geliştirilmişti. Ama bir kullanıcı, bu test verisini yanlışlıkla üretim ortamında gördüğünde, onu gerçek bir hizmet olarak yorumladı. ‘Could’ fiilini kullanarak, bu hizmeti ‘talep etti’. Sistem, bu ifadeyi ‘telif hakkı ihlali’ olarak sınıflandırdı — çünkü ‘IP Infringement’ ifadesi içeriğindeydi. Ve bu, bir otomatik raporlama sistemi tarafından hukuki bir ihlal olarak kaydedildi.
Yani burada bir dil hatası değil, bir algoritmik yorum hatası vardı. Sistem, ‘could’ın dilbilimsel anlamını anlayamadı. Sadece ‘IP Infringement’ kelime grubunu gördü ve ‘ihlal’ etiketini taktı. İnsanlar bir fiili, bir talebi ifade ederken kullanırken, makine bir anahtar kelimeyi, bir suç delili olarak algıladı.
Dil Bilgisi mi, Makine Bilgisi mi?
Cambridge ve Oxford’un açıklamaları, ‘could’ın bir izin veya olasılık ifade eden, duygusal tonu hafif bir fiil olduğunu gösteriyor. Bu, bir ihlal değil, bir rica. Ama yapay zeka sistemleri, dilin tonunu, bağlamını, nüansını anlayamaz. Sadece kelime listelerini tarar. Bu yüzden, ‘could I get’ ifadesi, bir ‘request’ olarak değil, bir ‘trigger’ olarak algılanıyor. Bu, teknoloji şirketlerinin telif hakkı tespit sistemlerinin temel zayıflığı: dilin insanca anlamını değil, sadece kelime eşleşmelerini kullanıyorlar.
Bu olay, yalnızca bir teknik arıza değil, bir kültürel çatışma. Dijital dünyada, insanlar sadece dil kullanmıyor, konuşuyor. Sözlükler, ‘could’ı bir dilbilimsel yapı olarak tanımlarken, algoritmalar onu bir ‘risk kodu’ olarak okuyor. Bu uçurum, yalnızca bir kelimeyle değil, bir düşünce sistemiyle ilgili.
Küresel Dijital Kültürdeki Anlam Kargaşası
Bu olay, İngilizce konuşan ülkelerde bile değil, dünya çapında bir sorunun habercisi. Çin’deki bir kullanıcı ‘could’ yerine ‘can’ kullanırsa, sistem farklı bir etiket atıyor. Hindistan’da biri ‘could you please’ diyerek nazik bir rica yaparsa, aynı sistem ‘potansiyel ihlal’ olarak işaretliyor. Bu, dilin evrensel bir yapı olmaktan çıktığını gösteriyor: artık her dil, her kullanım, her nüans, bir algoritmanın karar verme mekanizmasında bir veri noktası haline gelmiş.
Merriam-Webster, Cambridge ve Oxford’un tanımları, ‘could’ın insanlar tarafından nasıl anlaşıldığını anlatıyor. Ama bu tanımlar, bir teknoloji şirketinin otomatik tespit sisteminde hiçbir değere sahip değil. Çünkü sistem, bir sözlük değil, bir veri tabanı. Ve veri, anlamdan bağımsız çalışır.
Nasıl Çözülür?
- Dilbilimsel Anlama Eklemek: Sistemler, sadece anahtar kelimeleri değil, fiil çekimlerini, modal yapıları ve bağlamı analiz edebilmeli.
- İnsan Gözetimi: Otomatik ihlal raporları, mutlaka bir insan tarafından doğrulanmalı.
- Kültürel Kontekst Veri Setleri: ‘Could I get...’ gibi ifadeler, farklı toplumlarda nasıl kullanılıyor, bunlar algoritmaya kazandırılmalı.
İşte bu yüzden, bu olay sadece bir ‘could’ fiiliyle ilgili değil. Bu, dijital çağın en büyük sorunu: İnsanların dilini, makinelerin anlamayı becerememesi. Bir kelime, bir hukuki dava haline gelirken, aslında bizim dilimizi anlama yeteneğimizin eksikliğini görüyorum.
Belki de gelecekte, bir kullanıcı ‘Hi, could I get a coffee?’ derken, bir sistem ‘Telif hakkı ihlali: kahve tedarikçisi’ diye bir uyarı gönderecek. Ve o zaman, ‘could’ın anlamı değil, bizim dilimizi anlamamızın eksikliği suçlanacak.

