İptal Edildi – Hatta Konuşmak İstemiyorlar: Modern Toplumda İptal Kültürü ve Sessizliğin Siyaseti

İptal Edildi – Hatta Konuşmak İstemiyorlar: Modern Toplumda İptal Kültürü ve Sessizliğin Siyaseti
İptal Edildi – Hatta Konuşmak İstemiyorlar: Modern Toplumda İptal Kültürü ve Sessizliğin Siyaseti
2020’lerin başlarında, sosyal medyada bir tweet, bir video veya bir eski röportaj, bir insanın kariyerini saniyeler içinde sona erdirebilirdi. ‘Canceled’ kelimesi, bir zamanlar sadece bir film ya da dizi için kullanılan bir terimdi. Bugün ise, bir bireyin toplumsal varlığını silen, dijital bir infaz mekanizması haline geldi. Ama şimdi, bir şeyin ‘iptal edildiğini’ söylemek bile yeterli değil. Artık, ‘hatta konuşmak istemiyorlar’ diye ekleniyor. Çünkü konuşmak, riskli. Çünkü konuşmak, yeni bir ‘iptal’ dalgası yaratabilir.
İptal Kelimesinin Dil Bilgisiyle İlgisi Yok
İngilizce’de ‘cancelled’ mi yoksa ‘canceled’ mi yazılır? Bu soru, bazıları için küçük bir yazım kuralı meselesi olabilir. Ama bu sorunun arkasında, bir dilin nasıl toplumsal güçleri yansıttığını anlamak yatıyor. ABD’de ‘canceled’, İngiltere’de ‘cancelled’ yazılır. Bu fark, yalnızca hece sayısı değil; kültürlerin farkındalık düzeyini, kurallara olan bağlılıklarını ve hatta ‘hata’ kavramını nasıl algıladığını gösteriyor. ABD’de ‘canceled’ sadece bir yazım biçimi değil, bir hız, bir keskinlik, bir bitirme eylemi. İngiltere’deki ‘cancelled’ ise biraz daha yumuşak, biraz daha ‘tamamlanmış’ bir süreç gibi geliyor. Bu küçük harf farkı, aslında bir toplumun adalet anlayışını yansıtır.
İptal, Artık Bir Sosyal Uygulama
İptal kültürü, bir zamanlar sadece medya tarafından yönetilen bir ‘skandal’ süreciydi. Bugün ise, herkes bir jüridir. Bir Twitter kullanıcısı, bir Instagram yorumu, bir TikTok videoyu, biri ‘iptal edilecek’ biri ‘desteklenecek’ diye karar verir. Bu süreçte, adalet değil, tepki hızı kazanır. Birisi bir eski tweetini 10 yıl sonra görür, ‘bu ne demek?’ diye sorar. Ama toplum, geçmişe bakmaz. Geçmişe bakmak, ‘iptal edilmiş’ bir yaşamı yeniden canlandırmak anlamına gelir. Bu yüzden, çoğu insan artık konuşmayı bırakır. Konuşmak, bir savunma değil, bir kendini açığa çıkarmadır.
Sessizlik: İptalden Sonraki En Güçlü Savunma
İptal edilenlerin çoğu, bir açıklama vermez. Bir itiraf etmez. Bir özür dilemez. Çünkü her açıklama, yeni bir saldırıya yol açar. Her kelime, yeni bir ‘şüphe’ yaratır. Bir yazar, bir aktör, bir akademisyen – tümü sessiz kalır. Çünkü sessizlik, artık en etkili savunma mekanizmasıdır. Bu, sadece korkudan değil; deneyimden kaynaklanır. Birçok kişi, bir kez konuşmuş, bir kez savunmuş, bir kez açıklamış ve daha da kötüsüne uğramıştır. Sonuç: İptal edildiğinde, konuşmak değil, kaybolmak en mantıklısıdır.
Bir Toplumda Konuşmak Yasaklandığında Ne Olur?
Konuşma özgürlüğü, demokrasinin temelidir. Ama bugün, konuşmak bir hak değil, bir risk olarak görülüyor. İnsanlar, sosyal medyada ne dediklerini, hangi kelimeyi kullandıklarını, hangi kitapları okuduklarını sürekli kontrol ediyorlar. Bir ‘iptal’ dalgası, bir kelimeyle başlar: ‘önceki’ bir tweet, bir ‘yanlış’ ifade, bir ‘kötü’ yorum. Bu süreçte, toplumun kendini ‘temizlemek’ için bir ‘dil temizliği’ uyguladığı görülüyor. Ama bu temizlik, adalet değil, korkudan doğan bir kontrol mekanizmasıdır. Konuşmak yasaklandığında, toplumun iç sesi kaybolur. Tartışma yerine, susturma gelir. Farklılık yerine, homojenlik.
İptal, Gerçekten Adalet mi?
Bazı ‘iptal’ olayları, gerçekten adalet gerektirir. Ayrımcı ifadeler, cinsel taciz, istismar – bunlarla başa çıkmak için bir tepki gerekir. Ama günümüzde, birinin 15 yaşındaki bir tweeti için kariyeri bitiriliyor. Bir akademisyen, 20 yıl önce yazdığı bir makale nedeniyle işinden çıkarılıyor. Bu, adalet değil, ‘dişilerin kuyruğunu kesmek’ gibi bir şey. Gerçek adalet, öğrenme, büyüme ve affetmeyle mümkündür. Ama bugün, toplumun büyük bir kısmı, ‘iyi’ olmak yerine, ‘kötü’ olmamakla yetiniyor. Ve bu, bir toplumun ruh halidir: Korku, değil umut.
Gelecek: İptal Mi, Yoksa İyileşme Mi?
İptal kültürü, bir dönüm noktasında. Bir yandan, insanlar artık konuşmuyor. Diğer yandan, bazı topluluklar, ‘iptal’in yerine ‘dönüşüm’ü teklif ediyor. ‘İptal etmek’ yerine, ‘öğrenmek’; ‘yok etmek’ yerine, ‘düzeltmek’. Bu yaklaşım, özellikle genç nesillerde yavaş yavaş yükseliyor. Birçok üniversite, bir ‘iptal’ sonrası diyalog programı başlatıyor. Bir sanatçı, bir hata yaptıktan sonra, bir toplulukla birlikte bir eğitim projesi başlatıyor. Bu, umut verici. Çünkü toplumlar, korkuyla değil, diyalogla ilerler.
İptal edildiğinde, konuşmak istemeyenler, aslında toplumun en çok duyduğu seslerdir. Çünkü onlar, ne dediklerini biliyorlar. Ve onlar, ne söylemek gerektiğini de biliyorlar. Ama artık, ne söyleyip ne söylememek gerektiğini, korku belirliyor. Bu, bir toplumun en büyük kaybıdır: Seslerin, değil suçların, kaybolması.


