Speechless: Bir Dilsiz Ailenin Sessiz Savaşı ve Toplumun Dinlediğini Sandığı Dil

Speechless: Bir Dilsiz Ailenin Sessiz Savaşı ve Toplumun Dinlediğini Sandığı Dil
Sessizlik, Bir Eksiklik Mi? Yoksa Bir Güç Mü?
2016 yılında ABC kanalında başlayan Speechless dizisi, bir engelli çocuğun ailesinin günlük hayatta yaşadığı zorlukları, mizahla, ama hiçbir zaman aşağılayıcı olmadan anlatan nadir bir eser. J.J. DiMeo, 13 yaşındaki bir çocuk, serebral palsi nedeniyle konuşamıyor. Ancak dizide onun sesi, bir tablet üzerinden konuşan bir cihazla değil, ailesinin, arkadaşlarının ve toplumun onu nasıl algıladığında doğuyor. Bu, sadece bir engelli çocuğun hikayesi değil; toplumun dilin ne olduğunu anladığını sorgulayan bir felsefi sorgulama.
Ne Oldu? Dizi, Gerçekliği Yansıttı
Speechless, gerçek bir hikâyeye dayanıyor: Yazar ve yapımcı Scott Silveri’nin kendi oğlu, J.J. Silveri, serebral palsi ile doğmuş ve konuşamamıştı. Dizi, bu gerçekliği, hikâye anlatımında tamamen gerçekçi bir dille işliyor. J.J.’in tabletinden çıkan ses, aslında bir robot değil, bir insanın iç sesi. Bu ses, ailesinin çaresizliklerini, annesinin aşırı koruyuculuğunu, babasının içine kapanmasını ve abisinin sadece "kendine ait bir hayat" arayışını eşlik ediyor. Dizi, engelli bireylerin "söz sahibi olamadığı" toplumda, aslında en çok konuşanların kimler olduğunu gösteriyor: Aileler, sağlık çalışanları, eğitimciler, hatta kibarca gülümseyen geçici tanışanlar.
Neden Bu Kadar Önemli? Çünkü Sessizlik, Sessizlik Değil
Merriam-Webster’un "speechless" tanımında, kelimenin iki anlamı var: "Konuşamamak" ve "şaşkınlıktan dilinin tutulması". Dizi, bu iki tanımı bir araya getiriyor. J.J. konuşamıyor — bu fiziksel bir durum. Ama toplum, onun varlığını duyurmak için "dilini tutuyor". Eğitim sistemi, ona "normal" olma baskısı uyguluyor. Sağlık sistemi, onu bir "problemi" olarak görüyor. Aile, onun sesini çıkarmak için her şeyi yapıyor — ama toplum, onun sesini duymak istemiyor.
Bu, sadece bir engelli çocuğun hikayesi değil. Bu, her sessiz kalanın hikayesi: Sosyal medyada susturulan gençler, dilsiz kalan göçmenler, toplumsal baskılar altında konuşamayan kadınlar, kendi seslerini kaybeden hastalar. J.J.’in tabletinden çıkan ses, aslında toplumun kendi içsel sesini yansıtan bir aynadır. Biz, onun sesini duymak yerine, onun "çalışan bir cihaz" olarak görmeyi tercih ediyoruz. Çünkü onun iç dünyasını anlamak, kendi korkularımızı yüzleşmek demek.
Toplumun Yanlış Anladığı "Dil"
Merriam-Webster’ın başka bir tanımı, "speechless" kelimesini bir duygusal tepki olarak tanımlıyor: "şaşkınlık, öfke veya hayranlıkla konuşamamak". İşte tam da burada dizi, toplumun en büyük hatasını ortaya koyuyor: Biz, J.J.’in sessizliğini bir eksiklik olarak görüyoruz. Ama o, sessizlikle değil, başka bir dilyle konuşuyor. Göz teması, el hareketleri, yüz ifadeleri, hatta bir saniye beklemesi bile onun bir mesajı. Dizideki öğretmenler, onun bu dilini öğrenmeye çalışıyor. Ama toplumun çoğu, onu "kendini ifade edemeyen biri" olarak etiketliyor.
Bu, sadece bir engelli çocuğun meselesi değil. Bu, herkesin hayatında yaşanan bir durum: Bir ailedeki sessizlik, bir işyerindeki baskı, bir ilişki içindeki konuşulmayan acılar. Hepsi, "speechless" olarak tanımlanıyor — ama aslında, dilin eksikliği değil, anlamanın eksikliği.
Bir Dilsiz Ailenin Sessiz Savaşı
Anneleri, Maya, her şeyi yapar — okulda bir dava açar, bir cihaz için 100 bin dolarlık bir kampanya başlatır, hatta bir doktoru yargılayarak kendi oğlunun haklarını kazanır. Babası, Kenneth, kendi içsel çatışmalarıyla savaşır: "Ben bir baba değilim, bir kurtarıcı mıyım?" Abisi, Dylan, kendini "engelli kardeşin kardeşi" olarak tanımlamaktan bıkmıştır. Bu aile, bir savaşın içinde değil, bir anlayışın içinde. Ve bu anlayış, yalnızca J.J.’in sesini çıkarmakla değil, toplumun kendi dilini değiştirmekle başlıyor.
Ne Anlama Geliyor? Dilsizlik, İnsanlığı Sorgulamak
Speechless, sadece bir komedi dizisi değil. Bu, 21. yüzyılın en derin sosyal felsefi eserlerinden biri. Çünkü bu dizi, bize soruyor: "Eğer biri konuşamıyorsa, o kim?" Ve daha da önemlisi: "Eğer onu anlamıyorsak, biz kimiz?"
Toplum, engelli bireyleri "dilini kaybedenler" olarak tanımlıyor. Ama aslında, onlar, bizim dilimizi kaybettiğimizi gösteren aynalar. J.J. konuşamıyor — ama biz, onun sesini duymak için kulaklarımızı kapatıyoruz. Dizi, bize bu kapatmayı bırakmamızı söylüyor. Çünkü sessizlik, bir eksiklik değil, bir çağrışım. Ve bu çağrışım, sadece bir çocuğun değil, tüm insanlığın sesini taşıyor.
Son Söz: Duyuyor musunuz?
2026 itibarıyla, Speechless hâlâ Netflix'te en çok izlenen diziler arasında. Çünkü bu dizi, izleyicileri yalnızca güldürmüyor — onları sorguluyor. J.J.’in tabletinden çıkan ses, bir teknoloji değil, bir duygu. Ve bu duygu, bizim de konuşmamızı gerektiriyor. Çünkü sessizlik, ne zaman bir eksiklik olur? Ne zaman bir savaştır? Ne zaman bir çağrıdır? Bu sorulara cevap vermek, artık sadece bir dizi izlemekten çok, bir insan olmak demek.


