Eski Spice Reklamlarında Unutulan ‘DON’ Anı: İnternetin Sırada Bekleyen Bir Kelime Savaşı

Eski Spice Reklamlarında Unutulan ‘DON’ Anı: İnternetin Sırada Bekleyen Bir Kelime Savaşı
Bir Kelimenin Kayboluşu: ‘Don’ Nerede Gitti?
Reddit’de bir kullanıcı, eski Old Spice reklamlarında geçen bir detayı hatırlayamadığını yazdı: “don’t remember this THING in the old spice ads”. Görüntüde ise bir erkek, banyoda şampuanla külotunu giyiyor, kameraya dönüp gülüyor ve bir şeyi ‘don’ ediyor. Kullanıcı, bu kelimenin nerede olduğunu, hangi sahnedeyken söylendiğini hatırlamıyor. Ama aslında, o ‘don’ kelimesi hiçbir zaman reklamda söylenmemişti. Ve tam da bu noktada, gerçek hikâye başlıyor.
Merriam-Webster’ın Sırrı: ‘Don’ Kelimesi Ne Anlama Geliyor?
Merriam-Webster’e göre, ‘don’ fiili, bir giysiyi giymek anlamında kullanılır: “to put on (an article of clothing)”. Bu kelime, İngilizce’de oldukça eski kökenlere sahiptir — 13. yüzyıldan kalma bir Fransızca kökenli fiildir. Modern İngilizce’de nadiren kullanılır; çoğunlukla edebi ya da komik bir etki için tercih edilir. Örneğin: “He donned his armor before the battle.” — “Savaştan önce zırhını giydi.”
Peki Old Spice reklamlarında bu kelime geçiyor muydu? Hayır. Geçmiyordu. Reklamlar, 2010’ların başlarında, ‘“Look at you, all smooth”’ ve ‘“I’m on a horse”’ gibi akılda kalıcı dizelerle tanınıyordu. Ama kullanıcılar, bir sahne — belki de bir erkeğin külotunu giyerken yaptığı dramatik hareket — karşısında, ‘don’ kelimesini zihninde işitti. Çünkü zihin, görsel bir eylemi (giymek) ile bir fiili (don) eşleştirmeye çalışır. Bu, kognitif bir yanılsamadır: gördükçe duyduğumuzu sanırız.
İnternetin Yarattığı Gerçek: Belleklerin Yalan Söylediği An
Bu durum, psikolojide ‘Misinformation Effect’ olarak bilinen bir fenomene çok benziyor. İnsanlar, bir olayı hatırladıklarında, daha sonra duydukları bilgilerle hafızalarını yeniden yapılandırırlar. İşte bu Reddit paylaşımda, kullanıcı, reklamı hatırlıyor ama ‘don’ kelimesini zihninde duyuyor — çünkü internet, bu sahneyi ‘don’ ile etiketlemiş. YouTube yorumlarında, TikTok trendlerinde, meme’lerde bu kelime sürekli tekrarlanıyor. Ve bu tekrar, gerçekliği değiştiriyor.
Old Spice’in orijinal reklamı, bir erkeğin banyoda hızla giyinmesini, kameraya dönüp ‘“I’m on a horse”’ diyerek kahkahalarla bitiriyor. Giyinme anı, bir tür şölen gibi gösteriliyor. Kıyafetler, kahramanlık sembolü oluyor. İşte bu görsel akış, izleyicinin zihninde ‘don’ fiilini tetikliyor. Çünkü ‘giymek’ eylemi, ‘don’ kelimesiyle daha şık, daha edebi, daha komik geliyor. O yüzden insanlar, kelimenin reklamda söylendiğini inanıyor. Ama o, söylenmedi. Sadece duyuldu.
Neden Bu Kadar Önemli?
Bu durum, sadece bir reklam hatası değil. Modern medya kültürünün temel bir parçası. İnternet, gerçeklikleri yeniden yaratır. Bir kelime, bir sahne, bir meme — hepsi birer ‘hafıza paraziti’ olabilir. Old Spice, 2010’larda ‘erkeklik’ kavramını tamamen yeniden tanımladı. Şimdi ise, o yeniden tanımlama, bir kelimenin zihinlerdeki varlığını bile değiştirdi.
Merriam-Webster, ‘don’ kelimesini bir dil bilim kaynağı olarak tanımlıyor. Reddit, onu bir kültürel miras olarak yeniden yorumluyor. Ve bu çatışma, sadece bir kelimeyi değil, bir neslin nasıl algıladığını gösteriyor: “Bir şeyi hatırlıyorum, çünkü çok kez duydum — ama asıl o, hiç söylenmemişti.”
İnternetin Gerçek Sırrı: Biz, Gerçekten Ne Hatırlıyoruz?
Bu olay, ‘False Memory’ (Yanlış Hafıza) teorisini popüler kültürdeki en etkili örneklerinden biri haline getirdi. Bir reklamın sahnesi, bir kelimenin anlamı, bir toplumsal anı — hepsi birbirine karışıyor. Ve artık, ‘don’ kelimesi, Old Spice’in bir parçası. Çünkü insanlar bunu inanıyor. Çünkü onu paylaşıyorlar. Çünkü onu zihninde duyuyorlar.
Bu, reklamcılıkta bir başarının değil, kültürel bir dönüşümün belirtisi. Old Spice, sadece bir deodorant değil. Artık bir dil oyunu, bir bellek yanılsaması, bir internet efsanesi. Ve ‘don’ kelimesi, artık o efsanenin en koyu tonu.
Bir gün, bir çocuk, ‘Old Spice’ reklamlarını izleyip, ‘don’ kelimesinin nerede olduğunu soracak. Ve büyükler, gülerek cevap verecek: “O, reklamda yoktu. Ama senin zihninde var. Ve o, gerçekten var.”
Belki de, bir kelimenin gerçekliği, söylemekle değil, inanmakla ölçülür.