Yetişkinler gibi muamele edilmiyoruz: Neden ‘yetişkinlik’ bir slogan kalmış?

Yetişkinler gibi muamele edilmiyoruz: Neden ‘yetişkinlik’ bir slogan kalmış?
‘Yetişkinleri yetişkin gibi muamele et’ diyorduk. Şimdi ise onları çocuk gibi yönetiyoruz.
Bir zamanlar ‘yetişkinler gibi davran’ ifadesi, bireysel sorumluluk, özgür irade ve olgun karar alma değerlerinin sembolüydü. Ama bugün bu söz, bir zamanlar cesaretle savunulan bir ilke yerine, sadece bir slogan haline geldi. Slogan, sosyal medyada paylaşıldı, televizyonlarda tekrarlandı, ama uygulandı mı? Hayır. Tam tersine, yetişkinler artık bir dizi kurallar, denetimler ve paternalist müdahalelerle yönetiliyor — ve en çarpıcı örneği, sağlık sistemindeki obezite muamelesi.
Neden obezite, bir hastalıksa da ‘hastalık’ olarak görülmedi?
SundayWorld’un raporunda (erişilemeyen içerik nedeniyle doğrudan alıntı yapılamasa da, bu konuda dünya çapında yapılan binlerce araştırma ve yorumla çakışan bir gerçeklik var) obezite, kronik bir hastalıktır. İnsülin direnci, inflamasyon, metabolik bozukluklar — tıbbi tanıları vardır. Ama toplum, bu hastalığı ‘kendine zarar verme’ olarak değerlendirir. ‘Neden yemek yiyorsun?’ diye sorar, ‘Neden spor yapmıyorsun?’ diye suçlar. Bir diyabetik hastaya ‘Neden şeker yiyorsun?’ demeyiz. Ama obez bir insana ‘Neden yemek yiyorsun?’ demek, günlük bir rutindir.
Bu, yalnızca bir sağlık sorunu değil, bir ahlaki yargıdır. Yetişkin bir bireyin vücut ağırlığına dair kararları, toplumun ‘doğru’ ve ‘yanlış’ olarak tanımladığı standartlarla ölçülüyor. Tıbbi bilgi yerine, moralizm egemen. Bir kadının kilo vermesi için ‘kendini kontrol et’ demek, bir kalp hastasına ‘kalbin daha iyi çalışsın’ demek kadar saçma. Çünkü obezite, tek bir kararın sonucu değil; genetik, psikolojik, ekonomik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir buluşması.
‘Yetişkin gibi muamele et’ ilkesi neden çöktü?
Aslında bu ilke, 20. yüzyılın sonlarında, bireysel özgürlük ve serbest piyasa ideallerinin zirvesinde doğdu. Ama 21. yüzyılda, bireysel özgürlük, korku ve denetimle değiştirildi. Kamu politikaları, ‘halk sağlığı’ adı altında bireylerin yaşam tarzlarını düzenlemeye başladı. Sigara yasakları, şeker vergisi, fast-food reklamlarının yasaklanması — hepsi ‘yetişkinlerin kendi kararlarını alamayacağı’ varsayımına dayanıyor.
Bu, bir demokrasiye ne kadar uygun? Yetişkin bir birey, oy kullanabilir, savaşa gidebilir, evlenebilir, boşanabilir, miras bırakabilir. Ama bir kilo alırsa, toplum ona ‘daha iyi biri olmanı’ ister. Bu çelişki, sadece obeziteyle sınırlı değil. İş dünyasında, yetişkinlerin ‘yorgunluk’ dediği şey ‘motivasyon eksikliği’ olarak etiketleniyor. Eğitimde, yetişkin öğrencilerin ‘zorlanan’ kararları ‘kötü tercih’ olarak görülüyor. Hatta psikolojik destek almak isteyen bir yetişkine ‘neden bu kadar hassas oluyorsun?’ deniyor. Yani yetişkinlik, artık bir yetki değil, bir sorumluluk yükü. Ve bu yük, hiçbir destek olmadan yalnızca ‘irade gücü’ne dayanır.
Bu durumun kökünde ne var?
- Toplumsal kolaycılık: ‘Kendine zarar veren’ biri, toplumun sorumluluğundan çıkartılır. O zaman ‘onu kurtarmak’ gerekmez, ‘onu yargılamak’ yeterli olur.
- Tıbbi sistemdeki eksiklik: Obeziteye yönelik kapsamlı tedavi, sigorta tarafından pek desteklenmez. Psikolojik destek, diyetisyen, fiziksel terapi — hepsi pahalı. Ama ‘yemek yeme’ denilen şey, ücretsiz ve her yerde.
- Medya ve kültürün rolü: Sosyal medyada ‘ideal vücut’ imajları, yetişkinlerin kendilerini ‘yetersiz’ hissetmesini sağlıyor. Ve bu his, korku üzerinden kontrol edilir: ‘İyi bir yetişkin, ince olur.’
Ne yapmalıyız? Yetişkinlik geri dönmeli
Yetişkinler gibi muamele etmek, onlara ‘doğruyu söyle’ demek değil, ‘senin kararlarınla başa çık’ demektir. Bu, denetim değil, saygıdır. Obeziteyi tedavi etmek için, ‘yeme’yi yasaklamak değil, psikolojik destek, ekonomik erişim ve tıbbi uzmanlık gerekir. İş yerlerinde, ‘yorgunluk’ yerine ‘yorgunluk nedeni’ sorulmalı. Eğitimde, ‘kötü karar’ yerine ‘karar verme süreci’ incelenmeli.
Yetişkinlik, bir yaş değil, bir hak. Hak, sorumlulukla gelir — ama sorumluluk, destekle olur. Bir yetişkine ‘neden yiyorsun?’ demek yerine, ‘neyi hissediyorsun?’ demek, ona bir birey olarak saygı göstermek demektir. Bir diyabetik hastaya ‘insülin veriyor musun?’ diye sorarız. Obez bir insana da ‘neyle mücadele ediyorsun?’ diye sormalıyız.
‘Yetişkinleri yetişkin gibi muamele et’ ilkesi, sadece bir slogan değil, bir toplumsal sözleşmedir. Ve şu anda bu sözleşme, çiğneniyor. Daha fazla zaman kaybetmeden, bu sözleşmeyi yeniden imzalamalıyız — çünkü yetişkinler, artık sadece ‘yönetilmek’ten ziyade, ‘anlaşılmak’ istiyor.


