EN

Washington'da Kritik Randevu: Netanyahu'nun Trump Ziyaretinin Arkasındaki Gerilim

calendar_today
schedule4 dk okuma süresi dk okuma
visibility3 görüntülenme
Washington'da Kritik Randevu: Netanyahu'nun Trump Ziyaretinin Arkasındaki Gerilim
Paylaş:
YAPAY ZEKA SPİKERİ

Washington'da Kritik Randevu: Netanyahu'nun Trump Ziyaretinin Arkasındaki Gerilim

0:000:00

Washington'daki Kritik Zirve: Zamanlama ve Siyasi Arka Plan

Ortadoğu diplomasisinde zamanlama her şeydir. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun, ABD Başkanı Donald Trump ile Washington'da çarşamba günü gerçekleştireceği görüşmenin ilan edilme zamanı, bu gerçeğin bir kanıtı niteliğinde. Netanyahu'nun ofisinin cumartesi akşamı yaptığı açıklama, ABD ve İran heyetlerinin Umman'ın başkenti Muscat'ta 'dolaylı görüşmeler' yaptığı cuma gününün hemen ertesine denk geliyor. Reuters'ın aktardığına göre, bu görüşmelerde tarafların neredeyse 'başlangıç noktasına' döndüğü belirtiliyor. Netanyahu'nun bu kadar hızlı bir şekilde harekete geçmesi, İsrail'in İran dosyasında 'ikinci plana' düşme korkusunun bir yansıması. Trump'ın 'çok iyi geçti' dediği müzakerelerin detayları henüz netleşmemişken, İsrail liderinin masaya oturması, Tel Aviv'in 'dışarıda bırakılmayacağının' garantisini alma çabası olarak yorumlanıyor.

Netanyahu'nun Kırmızı Çizgileri: Füze Teknolojisi ve Bölgesel Etki

İsrail Başbakanlık Ofisi'nin (PMO) yaptığı kısa ama son derece net açıklama, Netanyahu'nun Washington'a giderken elindeki ana pazarlık kartlarını ortaya koyuyor. Politico'nun da aktardığı gibi, Netanyahu'nun ofisi, 'Başbakanın, tüm müzakerelerin balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve İran eksenine verilen desteğin sona erdirilmesini içermesi gerektiğine inandığını' belirtti. Burada kasıt, açıkça İran'ın Lübnan Hizbullah'ı ve Gazze'deki Hamas gibi gruplara verdiği destek. Ancak Reuters'ın bir bölgesel diplomat kaynağına dayandırdığı önemli bir ayrıntı, İsrail'in bu talebinin ne kadar karşılık bulacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor. Kaynağa göre, Muscat'taki görüşmelerde İran'ın füze kabiliyetleri masaya bile gelmedi. İranlı yetkililer, Ortadoğu'daki en büyük füze cephaneliklerinden birini tartışmaya açmayı reddediyor. Bu durum, Netanyahu'nun Washington'da savunacağı pozisyon ile sahada müzakere edilen gerçeklik arasında ciddi bir uçurum olduğunu gösteriyor.

İran'ın Duruşu: 'Zenginleştirme Hakkı' ve Bölgesel Tehditler

Diğer tarafta İran'ın pozisyonu da en az İsrail'in ki kadar sert. Reuters'ın haberine göre, İran müzakerelerde 'uranyum zenginleştirme hakkı' konusunda ısrar etti. Bu, önceki nükleer anlaşma (JCPOA) çerçevesinde kabul edilen ancak Trump yönetiminin anlaşmadan çekilmesiyle tartışmalı hale gelen bir konu. İran'ın bu ısrarı, herhangi bir yeni anlaşmanın temelini oluşturmak isteyeceği anlamına geliyor. Daha da çarpıcı olan, Associated Press'in Politico üzerinden aktardığı bir diğer gelişme: İran Dışişleri Bakanı, Umman görüşmelerinin ertesi günü, bölgedeki ABD askeri üslerini tehdit eden açıklamalar yaptı. Bu 'dil ve tehdit' dengesi, İran'ın klasik müzakere stratejisini yansıtıyor: bir yandan masada otururken, diğer yandan bölgesel gücünü ve caydırıcılığını vurguluyor. Bu ikili dil, Netanyahu'nun 'İran ekseninin durdurulması' talebinin ne kadar hayati olduğunu İsrail açısından bir kez daha gösteriyor.

Trump Faktörü ve Diplomasinin Geleceği

Denklemin üçüncü ve belki de en öngörülemez tarafı ise Donald Trump. Jerusalem Post'un haberinde Trump'ın, 'nükleer silah yok' şartını vurguladığı, ancak bunun dışındaki detaylar konusunda esnek bir dil kullandığı görülüyor. 'Bir anlaşma yapmak istiyorlar' ifadesi, Trump'ın İran'la bir uzlaşmaya varma ihtimalini masada tuttuğunu gösteriyor. Ancak Trump'ın Netanyahu ile olan kişisel ve siyasi ilişkisi de bu denklemde kritik bir ağırlığa sahip. İki lider en son aralık ayında Florida'daki Mar-a-Lago'da bir araya gelmişti. Washington'daki bu yeni buluşma, Netanyahu'nun sadece İran konusunu değil, aynı zamanda İsrail-ABD ittifakının geleceğini de güvence altına alma girişimi. Trump'ın 'erken gelecek hafta' daha fazla görüşme yapılacağını duyurması, sürecin hızlanacağına işaret ediyor. Netanyahu'nun bu hızlı tempo başlamadan önce Trump'ın kulaklarına fısıldayacakları, müzakerelerin yönünü belirleyebilir.

Sonuç: Kırılgan Bir Üçgen ve Bölgenin Geleceği

Washington'daki bu görüşme, sıradan bir liderler zirvesinden çok daha fazlasını temsil ediyor. Ortadoğu'nun geleceğini şekillendirebilecek üçlü bir gerilim hattının -Washington, Tel Aviv, Tahran- kesişim noktasında duruyor. Netanyahu'nun ziyareti, İsrail'in temel endişelerini şu şekilde özetliyor:

  • Nükleer kapasiteden öte, İran'ın konvansiyonel füze gücünün ve bölgesel vekil güçler ağının sınırlandırılması.
  • ABD'nin, İsrail'in güvenlik endişelerini ikinci plana atan tek taraflı bir anlaşmaya gitmemesi.
  • İran'ın uranyum zenginleştirme 'hakkının' tanınmasının, bölgedeki nükleer silahlanma yarışını tetikleyebileceği korkusu.

Muscat'taki görüşmelerin 'derin ayrılıklar' içinde başladığı düşünüldüğünde, Netanyahu'nun Washington müdahalesi bir 'oyalama' taktiği değil, doğrudan müzakere sürecinin içeriğine müdahil olma çabası. Çarşamba günü Beyaz Saray'da ya da başka bir yerde konuşulacak her kelime, sadece bu üç ülkeyi değil, Lübnan'dan Yemen'e, Suriye'den Körfez'e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın kaderini etkileyecek. Netanyahu, Trump'ı ikna edebilir mi? Ya da Trump, Netanyahu'ya rağmen İran'la bir uzlaşma yoluna gider mi? Bu soruların cevapları, Ortadoğu'daki güç dengelerini on yıllar boyunca belirleyecek bir dönüm noktasına işaret ediyor.

Yapay Zeka Destekli İçerik

starBu haberi nasıl buldunuz?

İlk oylayan siz olun!

KONULAR:

#Netanyahu#Trump#İran nükleer müzakereleri#Umman görüşmeleri#Ortadoğu diplomasisi#balistik füzeler#İran ekseni#ABD-İsrail ilişkileri#Hizbullah#uranyum zenginleştirme