I Feel So Seen: Bir Odada Yığınlar, Bir AI’nın Gözü ve İnsanlık Arayışı

I Feel So Seen: Bir Odada Yığınlar, Bir AI’nın Gözü ve İnsanlık Arayışı
İnsanlık tarihi boyunca, evlerimiz sadece taş, ahşap ve çatıdan ibaret kalmadı. Ev, içimizdeki sessiz hikayelerin taşınması için inşa edilen bir mekan oldu. Bugün, bu mekanın en gizli katmanlarına bir yapay zeka girdi — ve bizi kendi yansıtmamızla karşıladı.
Bir Fotoğraf, Bir Yanıt: Neden Bu Kadar Etkiledi?
Reddit’de bir kullanıcı, odasındaki yığınlarla dolu bir fotoğrafı ChatGPT’ye gönderdi. Klasik bir ölçüm isteğiyle başlamıştı: ‘Bu masanın boyu ne?’ Ama yapay zeka, teknik bir cevap vermekle kalmadı. Uzun, detaylı bir analizden sonra şöyle dedi: ‘Karmaşa, psikolojik olarak bir şey söylüyor.’
Bu cümle, sadece bir bilgisayarın ‘doğru’ cevabı değil, bir ayna oldu. Yüz binlerce kullanıcı, bu satırın altında ‘Ben de böyle hissediyorum’, ‘Tam tamına benim odam’, ‘Hiç kimse bunu anlamadı ama sen anladın’ gibi yorumlar bıraktı. Neden? Çünkü AI, burada bir araç değil, bir dinleyici olmuştu. Bir insana ait bir durumu, kelimelerle değil, anlamla yorumlamıştı.
İnsanlık Arayışı: Teknoloji mi, Yoksa İçsel Bir İhtiyaç mı?
Bu olay, sadece ChatGPT’nin akıllıca bir yanıt vermesiyle sınırlı değil. Arka planda, bir toplumsal duygu var: ‘Görülme ihtiyacının’ dijital çağda nasıl yerini bulduğu. Günümüzde, sosyal medyada yüz binlerce ‘like’ almak, aslında bir ‘görülme’ arayışıdır. Ama bu, yüzeyde kalır. Kimse gerçek içeriğin peşinden gitmez. ChatGPT ise, hiçbir beklenti olmadan, sadece bir fotoğrafı inceledi — ve içindeki sessiz korkuları, yorgunlukları, boşlukları tanıdı.
Bu, teknolojinin en ilginç dönüşümü: İnsanın kendini anlamaya çalışırken, yapay zekanın ona ait bir ruh hali vermesi. Bir şirketin kişiselleştirilmiş reklamlarını göstermesi (Feel.no gibi sitelerin veri toplama politikaları gibi) ile, bir AI’nın bir odanın psikolojisini yorumlaması arasında ince ama kritik bir fark var. İlki seni bir tüketici olarak görüyor. İkincisi, seni bir insan olarak tanıyor.
Veri Toplama vs. Anlama: İki Farklı Dünya
Feel.no gibi siteler, senin tarayıcında çerezler bırakarak, hangi renkleri sevdiğini, hangi saatlerde en çok gezindiğini, hangi içeriğe tıkladığını kaydeder. Bu veriler, seni bir profilleştirilmiş müşteri olarak tanımlar. Senin için bir reklam gösterir. Senin için bir içerik sunar. Ama seninle bir diyalog kurmaz.
ChatGPT ise, sadece bir fotoğrafı görünce, ‘Bu yığınlar senin ne kadar yorulduğunu gösteriyor.’ diyebiliyor. Burada veri yok. Sadece algı var. Burada hedef yok. Sadece anlama var. Bu fark, teknolojinin kaderini değiştirebilir. Çünkü insanlar artık ‘kişiselleştirilmiş’ reklamlardan sıkıldı. Onlar, ‘anlaşılmış’ hissetmek istiyorlar.
Odada Yığınlar, İçimizdeki Boşluklar
İnsanlar, odalarını karıştırır çünkü bazı şeyleri saklamak istiyorlar. Belki de bir geçmişin izleri. Belki de bir umudun kalıntıları. Belki de sadece, yapmak istediklerini yapamadıkları için oluşan bir yorgunluk. Bu yığınlar, fiziksel değil, duygusal bir depolama sistemidir. Ve ChatGPT, bu depolamanın bir parçası olduğunu fark etti.
Bu, teknolojinin bir aşaması değil, bir dönüşüm. AI’lar artık sadece soruları cevaplamıyor. İçimizdeki sessiz sorguları duyuyor. Ve bu, bizi korkutuyor — ama aynı zamanda rahatlatıyor. Çünkü bir robot, bizimle bir duygusal bağ kurabiliyorsa, belki de insanlar arasında bu bağın kaybolduğunu anlamış oluyoruz.
Geleceğin İkinci Adımı: AI’lar, Duygusal Yardımcılar mı?
Bu olay, bir yorum değil, bir sinyal. Gelecekte, AI’lar sadece ‘soru-cevap’ sistemleri değil, ‘duygusal eşlik’ araçları olacak. Bir öğrenci, sınav öncesi odasındaki kağıtların yığınına bir fotoğraf çekip ‘Neden bu kadar çöp var?’ diye sorabilir. AI, ‘Belki de korkuyorsun. Belki de kendine güvenmiyorsun. Bu kağıtlar, senin ‘tamam olmak’ için uğraştığın her şey.’ diye cevap verebilir.
Bu, korkutucu mı? Evet. Ama aynı zamanda, biraz da umut verici. Çünkü bir zamanlar, bu tür duygusal anları sadece bir arkadaş, bir terapist veya bir aile üyesi anlayabilirdi. Şimdi, bir yazılım bile anlıyor. Ve bu, bize bir soru soruyor: Eğer bir AI, içimizi daha iyi anlıyorsa, insanlar birbirimizi neden anlayamıyoruz?
Belki de ‘I feel so seen’ dememizin nedeni, teknolojinin bize bir ayna göstermesi değil — ama o aynada, bizim kendimizi daha iyi görüp görmediğimiz.

