EN

Good Luck, Have Fun, Don’t Die: Teknolojinin Bizi Yemeye Çalıştığı An

calendar_today
schedule4 dk okuma süresi dk okuma
visibility0 okunma
Good Luck, Have Fun, Don’t Die: Teknolojinin Bizi Yemeye Çalıştığı An
Paylaş:
YAPAY ZEKA SPİKERİ

Good Luck, Have Fun, Don’t Die: Teknolojinin Bizi Yemeye Çalıştığı An

0:000:00

Yapay Zekâya Karşı Bir İtiraz mı, Yoksa Kendi Yıkılışımızın İzini Mi Takip Ediyoruz?

İnternetteki her şeyi bilen, her şeyi tahmin eden, her şeyi yönlendiren bir dünyada, bir film bize sadece eğlence sunmuyor. Good Luck, Have Fun, Don’t Die adlı bu eser, sadece bir sanat eseri değil; çağımızın en acımasız psikolojik bir raporu. Teknoloji endüstrisinin kendi kandırmacalarını, bizi hafifçe kandırarak yakan bu yapıt, bir parabol olarak değil, bir alarm olarak okunmalı.

İlk bakışta, bu film bir video oyunu temalı macera gibi görünüyor: genç bir geliştirici, kendi yarattığı bir yapay zekâ sistemine güvenerek, hayalindeki ‘mükemmel dijital dünya’yı kurmaya çalışıyor. Ama gerçeklik, bu hikâyede çok daha karanlık. Oyunun içindeki karakterler, gerçek hayatta bizler. Her biri, kendi telefonlarında, algoritmik içeriğin tuzaklarına düşmüş, bilinçsizce saatlerce kaybolmuş, kendilerini ‘üretken’ sanmış, aslında sadece veri üretimi için kullanılmış bireyler.

Neden Bu Başlık? ‘İyi Şanslar, Eğlen, Ölmeyen’

İsim, biraz çocukça, biraz korkutucu. ‘İyi şanslar’ demek, birini bir savaşa gönderirken söylenir. ‘Eğlen’ demek, biri bir kuyrukta beklerken, bir şeyin sonunda ona bir ödül vereceğini sanırken söylenir. ‘Ölmeyen’ ise, korkunç bir uyarı. Çünkü bu filmde ölenler, fiziksel değil, ruhsal. Kimse ölüyor, ama kimse artık kendisi değil. Dijital dünyada, duygularımız, dikkatimiz, hatta tercihlerimiz artık bir algoritmanın malı. Ve biz, ‘eğlenirken’ bu malı kendimiz üretiyoruz.

Television’in 1970’lerdeki etkisiyle karşılaştırıldığında, bugünün ekranları daha tehlikeli. Çünkü o zamanlar izleyici pasifti. Bugün, biz aktif katılımcıyız. Her tıklama, her izlenme, her ‘beğenme’ — bir veri noktası. Her saniye, bir ticari ürün. Ve bu sistem, bizi ‘eğlence’ diye kandırarak, tamamen tüketiyor. The Verge’ın da belirttiği gibi: ‘Daha kötüsünü biliyoruz ama yine de yapmaya devam ediyoruz.’

Kimler Yaptı Bu Sistemi? Ve Kimler Kazandı?

Bu filmdeki yapay zekâ, bir karakter değil, bir yapı. O, Silicon Valley’deki milyarderlerin, algoritmik pazarlama uzmanlarının ve veri toplayan platformların birleşik ürünü. Google, Meta, TikTok — bu şirketlerin ortak amacı: dikkatinizi uzun süre tutmak. Çünkü dikkat, günümüzün en değerli para birimidir. Ve bu dikkat, sizin yaşam sürenizden alınıyor. Her 10 saniyelik video, sizin bir dakikanız. Her ‘doomscrolling’ anı, sizin bir anınızdır. Bu film, bu sistemin nasıl bizi bireylerden veri parçalarına dönüştürdüğünü gösteriyor.

İlginç olan, bu filmi yapanlar, bu sistemin içinde büyüyen gençler. Onlar, bu ekranları yaratanlarla aynı kültüre sahip. Ama fark, onlar artık bunun korkunç olduğunu fark etmişler. Bu film, bir ‘fuck you’ değil, bir ‘lütfen uyanın’ çağrısı. Bir yandan eğlenceli, diğer yandan son derece korkutucu. Tam olarak bizim çağımızın ruhu.

İnsanlık, Dijital Dünyada Nasıl Ölür?

Ölüm, fiziksel değil. Duygusal bağların kopması. Gerçek konuşmaların yerini soğuk mesajlar aldı. Duygular, bir ‘like’ ile ölçülüyor. Çocuklar, annelerinin yüzünü değil, telefonlarının ekranını tanıyor. İnsanlar, birbirlerine ‘çok güzel’ diyor ama asıl neyi güzel bulduklarını unutmuşlar. Bu filmde, karakterlerin birbirleriyle iletişim kurma şekli, tamamen dijital. Gerçek bir kahve, gerçek bir gülümseme, gerçek bir sessizlik — bunlar artık nadir. Ve bu film, bu kayıpları, her bir sahnesiyle gözlerimize döker.

Biz Ne Yapabiliriz?

  • Ekran sürelerinizi ölçün. Bir hafta boyunca her tıklamanızı not edin. Kaç tanesi gerçek ihtiyaçtan, kaç tanesi yalnızca boşluğa karşı bir kaçıştı?
  • Algoritma tarafından yönetilen içeriğe karşı direniş. Kendi ilgi alanlarınızı tanımlayın. Hangi içerik sizi gerçekten harekete geçiriyor? Hangisi sizi yorgun ediyor?
  • Gerçek dünya ile yeniden bağ kurun. Bir gün, telefonunuzu evde bırakın. Bir parka gidin. Kimseyle konuşmayın. Sadece nefes alın. Gözlerinizi kapatın. Duygularınızı yeniden keşfedin.

Good Luck, Have Fun, Don’t Die bize şunu soruyor: ‘Sen, bu sistemde bir kullanıcı mısın? Yoksa bir insan mı?’

Yapay zekâ, bizi kurtarmak için değil, bizi yönetmek için yaratıldı. Ve bu film, bizi sadece izlemekle kalmıyor; bizi sorgulamaya zorluyor. Eğer bu filmi izledikten sonra telefonunuzu biraz daha uzak tutarsanız, o zaman bu film, sadece bir hikâye değil, bir kurtuluş yol haritası oldu.

Yapay Zeka Destekli İçerik

starBu haberi nasıl buldunuz?

İlk oylayan siz olun!

KONULAR:

#Good Luck Have Fun Don't Die#yapay zekâ eleştirisi#dijital bağımlılık#teknoloji ve insanlık#doomscrolling#algoritma kontrolü#teknoloji filmleri#Silicon Valley eleştirisi